EKO-TERAPİ "Doğanın iyileştirici gücüyle ruhsal ve bedensel denge"

EKO-TERAPİ "Doğanın iyileştirici gücüyle ruhsal ve bedensel denge"

Ekoterapi Kelime kökeni olarak Yunanca “eco” (ev) ve “therapeia” (iyileştirme) kelimelerinden gelir. Ekoterapinin çalışma prensibi, doğal çevre ile birey arasındaki etkileşime dayanır.

İnsanların doğayla olan bağlarını güçlendirerek doğal ortamlarda yapılan aktiviteler ve gözlemler yoluyla ruhsal dengeyi sağlamayı hedefler.


Doğal çevreyle etkileşim yoluyla sağlık üzerinde olumlu etkiler sağlar.

Doğanın sunduğu manzaralar, sesler, kokular ve dokular gibi uyaranlar, insanın duyusal deneyimlerini zenginleştirerek fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak iyileşmeyi teşvik eder.

Ekoterapi, bir başka adıyla "doğa terapisi" ya da "yeşil terapi", doğanın şefkat dolu gücünü kullanarak ruh sağlığımızı ve esenliğimizi geliştiren bir terapi yöntemidir. Bu yaklaşım, doğanın bize sunduğu huzuru, dengeyi ve iyileştirici gücü fark etmeye davet eder. İnsanlar, bu dünyadaki her şeyle uyum içinde yaşamayı öğrenir ve doğanın döngüsünü takip ederek ruhlarını iyileştirirler. Ekoterapinin özü, doğanın sevgisini ve şefkatini hissetmek, bu bağdan güç alarak içsel yolculuğumuza devam etmektir.



Ekoterapinin temel ilkesi, biz insanların doğadan ayrı olmadığımız, aksine onun bir parçası olduğumuz gerçeğine dayanır. Bu bütünlük içinde yaşadığımızda hem ruhumuz hem de bedenimiz doğanın şifasından faydalanır. Ekoterapi, doğa ile yeniden bağ kurarak, onu derinden hissederek, hem ruhsal hem de fiziksel iyileşmeyi teşvik eder.


Ekopsikoloji nedir?

Eko-psikoloji kavramının 1992 yılında Theodor Roszak tarafından "The Voice of the Earth" adlı kitabında ortaya konulduğu bilinmektedir. Roszak'ın Eko-psikoloji kavramında ekoloji ile psikoloji kavramlarını birlikte ele alarak, doğadan kendisini soyutlayan insanın ruhsal olarak mutsuz olduğunu ileri sürdüğü görülmektedir.

Eko-psikoloji, çok disiplinli bir alan, sosyal bir hareket ve ekoloji ile psikoloji alanlarını birleştirmeye çalışan akademik bir disiplin olarak karşımıza çıkmaktadır Ekopsikoloji nin "buradaki ruh" ile "oradaki doğa" arasındaki "asırlık zihin ve doğa arasındaki ayrımı" özenle yıktığı vurgulamaktadır

Eko-psikoloji teriminin yaratıcısı Theodore Roszak, 1992’de yayımlanan "The Voice of the Earth" (Dünyanın Sesi) adlı kitabında Eko-psikoloji ’nin felsefesini sekiz kuralla tanımlar. Bu kurallar:

1-"Zihnin temelinde ekolojik bilinç dışı yatmaktadır; yani her insan doğuştan doğaya dair bir bilince sahip olmaktadır".

2-"Ekolojik bilinçdışının içeriğinde, kozmik evrimin, tarihin ilk zamanlarına kadar uzanan kaydı bulunmaktadır".

3-"Eko-psikoloji 'nin amacı, insanın ekolojik bilinç dışında bulunan ve doğuştan sahip olduğu, doğa ve insanın karşılıklı ilişkisine dair bilgiyi uyandırmaktır".

4-"İnsan gelişiminin hayati aşaması çocukluk dönemi olmaktadır. Eko-psikoloji çocuğun henüz unutmadığı çevresel bilinci yetişkinlerde de uyandırmayı amaçlamaktadır.Çocukta bu bilincin gelişmesi içinse doğayla ilgili hikâyeler, masallar, ninniler çok önemli yer tutmaktadır".

5- "Ekolojik bilincin gelişmesiyle insan, doğaya ve diğer insanlara karşı ahlaki bir sorumluluk duygusuna sahip olmaktadır. Eko-psikoloji bu sorumluluk duygusunun sosyal ilişkilerde ve politik kararlarda söz sahibi olmasını amaçlamaktadır".

6- "Eko-psikolojinin en önemli terapilerinden birisi, doğayı bir yabancı gibi gören ve ona hükmetmeye çalışan, politik gücün de kaynağı olan "eril" karakter özelliklerini yeniden ele almak ve düzeltmek olmaktadır".

7- "Eko-psikoloji sanayi kültürünün yıkıcılığını sorgularken, hayatımızı kolaylaştıran teknolojiye karşı gelmemektedir. Bu anlamda Eko-psikoloji antiendüstriyel değil, post-endüstriyel yapıya sahip olmaktadır".

8- "Dünyanın ve kişinin iyiliği arasında "sinerjik" bir etkileşim olduğundan dünyanın ihtiyaçları insanın da ihtiyaçları, insanın hakları, dünyanın da hakları olmaktadır"


Roszak'ın ortaya koyduğu kuralların temelinde insanın huzurunun ve mutluluğunun sağlanması düşüncesi bulunmaktadır. Bunun için insandaki erdem ve ahlak gelişiminin sağlanması fikrini ortaya sunmaktadır. Yöntem olarak da başlangıçta kendisiyle tabii bir bütünlük oluşturduğu doğayla yeniden bir ve beraber olmak düşüncesini ileri sürmektedir.

Ekopsikoloji yaklaşımının bir uygulama aracı olarak ekoterapi, Clinebell (1996) tarafından ‘dünya ile sağlıklı bir ilişki ile iyileşme ve büyüme’ olarak tanımlanmıştır. Clinebell (1996), türümüzün devamlılığı için hayati ekosistemler üzerindeki yıkıcı etkisi nedeniyle dünyanın ekolojik bozulmasını tüm zamanların en derin sağlık sorunu olarak tanımlamakta; yaşam tarzlarımız hakkında bir farkındalık geliştiren soruna da bir çözüm önerisi ortaya atmaktadır.

Yeryüzü ve onun sistemleriyle bağlantı, ekoterapinin özünde yer alır. Ekoterapinin birçok ilkesinde öne sürüldüğü gibi, kişisel esenlik ve gezegensel esenlik birbirinden ayrı değildir. Bu nedenle insanların yaşamları daha büyük bir etkileşim sisteminin parçası olarak görülür.


Ekoterapi teknikleri

1- Doğa yürüyüşü ve farkındalık

2-Bahçecilik ve bahçe bitkileri terapisi

3-Hayvan destekli terapi

4- Vahşi doğa terapisi

1.Doğa Yürüyüşleri ve Farkındalık

'Shinrin-yoku' olarak bilinen Japonya kökenli orman banyosu, kişinin kendisini bir orman ortamına bırakmasını içerir. Tempolu bir yürüyüş veya patika koşusunun aksine, orman banyosu doğanın yavaş ve dikkatli bir şekilde keşfedilmesini teşvik eder. Amaç bir hedefe ulaşmak değil, doğal çevreyle derin bir bağ kurmaktır.

Ekoterapistler genellikle danışanlarını rehberli doğa yürüyüşlerine çıkarır ve onları doğal çevreye tamamen dalmaya teşvik eder. Farkındalık uygulayarak, bireyler düşüncelerini ve duygularını ortaya çıktıkça gözlemleyebilir, bu da daha fazla öz farkındalık ve doğayla birlikte travmatik deneyimlerin işlenmesine olanak tanır.



2. Bahçecilik ve bahçe  Bitkileri Terapisi

Toprağa dokunmak, bitkilerle ilgilenmek, adeta doğayla iç içe olmak gibidir. Bahçenizde vakit geçirmek, toprakla bağlantınızı derinleştirir. Toprağın şifası, ruhunuza dokunarak size huzur verir. Toprağın sevgisi ellerinizde büyürken siz de kendinizi yenilenmiş hissedersiniz.

Canlıları besleme eylemi, metaforik olarak kendini iyileştirme süreciyle, büyüme ve yenilenme duygusunu beslemeyle ilişkilendirilebilir.



3. Hayvan Destekli Terapi

Hayvan destekli terapi, bir tedavi şekli olarak hayvanlarla etkileşimi içerir. En yaygın şekli, köpekler veya kedilerle çalışmak gibi evcil hayvan terapisidir. Bununla birlikte, atlar (at terapisi) gibi daha büyük hayvanları ve hatta vahşi yaşam etkileşimini de içerebilir.

Bazı durumlarda, eko terapi hayvanlarla etkileşimleri içerebilir, çünkü yargılayıcı olmayan bir rahatlık ve duygusal destek kaynağı sağlarlar. Hayvanlara bakmak, sorumluluk ve empati duygusunu besleyerek iyileşme sürecine yardımcı olabilir.


4. Vahşi Doğa Terapisi

Vahşi doğa terapisi, vahşi doğa veya taşra ortamında gerçekleşen terapötik faaliyetleri içerir. Bunlar genellikle yürüyüş, kampçılık veya kaya tırmanışı gibi macera aktivitelerini içerir. Vahşi doğada karşılaşılan zorluklar ve deneyimler özgüven, dayanıklılık ve kişisel gelişimi teşvik edebilir.

Dağlar veya ormanlar gibi doğal ortamlardaki inzivalar, bireylere günlük hayatın streslerinden uzaklaşma ve iyileşmeye odaklanma şansı sunar. Doğanın ortasında kamp, ​​yürüyüş ve meditasyon gibi aktivitelere katılmak, iç gözlemi ve kendini keşfetmeyi teşvik edebilir.



Ekoterapinin faydaları nelerdir?

Doğanın insan sağlığı üzerindeki etkisi birçok alanda bilimsel araştırmaların konusu olmuştur. Ev dekorasyonunda doğadan parçalara yer vermek ya da orman yürüyüşlerinin etkilerine doğa ile bağlantıyı temel alan aktiviteler eklemek gibi hemen hemen her şey insan sağlığı üzerinde olumlu etkilere sahiptir. Yaşam kalitenizi artıran ve iyi oluş halinizi destekleyen ekoterapi aynı zamanda yüksek stres, tükenmişlik, depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu gibi birçok ruhsal rahatsızlığın tedavisini de destekler. Dolayısıyla yaştan, ruhsal durumdan ya da yaşayıştan bağımsız olarak herkes ekoterapiden faydalanabilir. Doğanın bir parçası olan biz insanlar, yine şifayı bizi bütünleyen bu sonsuz doğadan sağlayabiliriz.

Ruhsal sağlığı destekler. Doğa ile etkileşim, beyinde stres tepkilerini düzenleyen hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) eksenini etkiler. Bu sayede, doğal ortamların sunduğu manzaralar, sesler ve kokular, zihinsel yorgunluğu azaltabilir ve duygusal iyilik hali sağlayabilir. Yapılan çalışmalar, strese maruz kaldığınızda doğa seslerinin, trafik ve diğer yaygın şehir seslerinden daha hızlı bir şekilde sinir sisteminizin iyileşmesine yardımcı olabileceğini öne sürüyor. Yine benzer şekilde kırsal bölgelerde yaşayan ve doğa ile çokça zaman geçiren kişilerin strese karşı direnci daha yüksektir ve öz değerlerinin, konsantrasyon seviyeleri ile bilişsel becerilerinin daha gelişmiş olduğu bilinmektedir. Kısacası doğa ile zaman geçirmek genel anlamda ruh sağlığını destekler, daha dayanıklı bir sinir sistemi sağlar ve aynı zamanda iyileşme süreçlerini de hızlandırır.



Bedensel sağlığı korur. Doğada yürüyüş, bahçe ile ilgilenmek ya da hayvanlarla zaman geçirmek gibi ekoterapi pratikleri daha fazla fiziksel efor gerektirir. Doğal çevrelerde yapılan bu fiziksel aktiviteler, vücuttaki endorfin salınımını, aynı zamanda kan dolaşımını ve kas gücünü artırarak genel fiziksel sağlığı iyileştirebilir. Ayrıca, doğada zaman geçirmek bağışıklık sisteminizi de güçlendirir, temiz hava kalitesi ve bitkilerden gelen fitokimyasallar, bağışıklık sistemi hücrelerinin aktivitesini artırır ve inflamasyonu azaltabilir. Araştırmalar, doğada vakit geçirmenin kanser ve virüslerle mücadelede çok önemli bir rol oynayan doğal öldürücü hücrelerin üretimini artırdığını göstermektedir. Temiz hava solumak ve güneş ışığından D vitamini almak da daha sağlıklı bir bağışıklık sistemine katkıda bulunur.



Yaratıcılığı artırır. Araştırmalar, doğada yapılan sanatsal ve yaratıcı çalışmaların daha verimli sonuçlandığını göstermektedir. Doğanın sunduğu görsel ve duyusal uyaranlar, beyindeki yaratıcı düşünce süreçlerini tetikleyerek yeni fikirlerin ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Kuş cıvıltıları ya da yaprakların hışırtısı gibi sakinleştirici sesler, trafikten, iş çatışmalarından ve günlük yaşamın sıradan streslerinden uzaklaşmanıza yardımcı olur. Bu sayede dikkatinizi stresli uyaranlardan ziyade parçası olduğunuz doğaya yönelterek duyularınızı aktive edebilir, anda kalma pratiği deneyimleyebilir ve zihninizi kaplayan düşünce bulutundan uzaklaşarak yaratıcılığınıza alan açabilirsiniz.

Ekoterapi, şifalanmak ve içsel dengeyi bulmak için doğa ile olan bağımızı güçlendiren, doğanın iyileştirici gücünden faydalanmamıza olanak tanıyan bir yaklaşımdır. İnsan olarak, bu güzel dünyanın ayrılmaz bir parçasıyız ve ekoterapi sayesinde doğanın kucaklayıcı sevgisiyle bütünleşiriz. Doğanın bize sunduğu huzur ve dinginlik, ruhsal ve bedensel sağlığımızı derinlemesine besler, bizi hayata daha güçlü ve dengede bir şekilde bağlar.


Ekoterapi ile doğanın iyileştirici gücünü kucaklayarak, hayatınıza huzur ve denge katabilirsiniz. Sevgi dolu doğanın kollarında içsel huzur bulmanız dileğiyle…